İçeriğe geç
search
person
Kırmızı Minare kitabının kapağı

Kırmızı Minare

verifiedÖzgün Metin Tahlili
timerOkuma Süresi: 12 dkvisibility0 Okunma

Kırmızı Minare Kitap Özeti, Bölüm Bölüm Tahlil ve Karakter İncelemesi

Yazar:•Son Güncelleme: 1 Temmuz, 2017
XWhatsApp
100%
psychology
Ana Fikir & Tema

Bu kitap, “Merkez ez-Zeytüne li’d-Dirasat ve’l-İstişarat/Beyrut” tarafından yayınlanan “El-Mi’zenetü’l-Hamra” adlı eserin Türkçe…

person
Yazar

explore
Yayın Bilgileri

tr

01

Kitap Künyesi

Kim yazdı, ne zaman çıktı, ne kadar sürdü.

Dil
tr

30 Saniyede Özet

Kırmızı Minare ne anlatıyor? Tek paragrafta.

Bu kitap, “Merkez ez-Zeytüne li’d-Dirasat ve’l-İstişarat/Beyrut” tarafından yayınlanan “El-Mi’zenetü’l-Hamra” adlı eserin Türkçe yayın hakkı alınarak tercüme edilmiştir.

12 dakikalık okuma · 2.465 kelime

02

Kitabın Temaları

Kitabın işlediği temalar.

“Bu kitap, “Merkez ez-Zeytüne li’d-Dirasat ve’l-İstişarat/Beyrut” tarafından yayınlanan “El-Mi’zenetü’l-Hamra” adlı eserin Türkçe yayın hakkı alınarak tercüme edilmiştir.”

— Kırmızı Minare
03

Bölüm Bölüm Kitap Özeti

1 bölüm, sırayla özetlendi.

1

Kırmızı Minare — Bölüm 1

Kısım 1

İÇİNDEKİLER Sunuş 9 Birinci Bölüm 13 Doğumdan 1948 Yılına Kadar Çocukluk Hatıraları 13 Dünyaya Gelip Büyüdüğüm O Güzel Diyar 13 Çocukluk Anıları 20 Filistin Savaşından Anılar 23 Hıristiyanlarla İlişkiler 26 Kudüs Pazarları 27 Yahudilerle İlişkiler 28 Eğitim 29 İktisadi Hayat 30 İkinci Bölüm 33 1948 Savaşı ve Ondan Sonra 1954’e Kadar Olan Olaylar 33 1948 Savaşından Anılar 33 Eriha’ya Göç 35 Kudüs’e Dönüş 39 İhvan-ı Müslimin’e Katılma 40 Hizbu’t Tahrir’in Ortaya çıkışı 42 Kral Abdullah’a Yönelik Suikast 45 İhvan-ı Müslimin’in Bazı Etkinlikleri 46 Üçüncü Bölüm 55 Ellili Yıllar 55 Kudüs Şehrinden Bazı Anılar 55 Münşiye Olayı 58 Genel Lise Sınavı ve Mısır Yolculuğu 61 Mısır’da Filistinli ve Ürdünlü İhvan’la İlişkiler 64 Fetih Hareketinin Ortaya Çıkışı ve İhvan-ı Müslimin 71 1956 Yılındaki Üçlü Düşman 75 Ürdün’deki Durumlar 78 Abdunnasır Üzerine Bir Değerlendirme 81 Başka Etkinlikler 86 Dördüncü Bölüm 89 Atmışlı Yıllar 89 Kuzey Gavr Kanalı’ndaki Yeni İşim 89 Suriye’nin Mısır’dan Ayrılması 93 Kuveyt Belediye’sindeki İşim 95 Kurtuluş Hareketinin Oluşması ve el-Fetih’le İlişkiler 96 Hânî Besîsû 98 Beşinci Bölüm 103 Atmışlı Yıllar ve Yetmişli Yılların Başları 103 Ürdün’de Halid b. Velid Barajı’ndaki İşim 103 1967 Savaşı 107 İhvan İçindeki Çalışmalar ve Islah Hareketi 113 Kerame Savaşı 116 1970 Eylül Olayları 118 Altıncı Bölüm 125 Yetmişli Yıllar 125 Ürdün’e Dönüş ve Kral Tellâl Barajı’ndaki İşim 125 1973 Ekim Savaşı 129 Mühendisler Sendikası 131 Lübnan’daki Gelişmeler 137 İran Devrimi 139 Yedinci Bölüm 143 Seksenli Yıllar 143 Özel Sektördeki İşim 143 Geziler 144 Ürdün’deki İhvan-ı Müslimin’in Etkinlikleri 150 Sekizinci Bölüm 155 1990 – 1991 Yılları 155 Hamas ve el-Fetih’le İlişkiler 155 Irak’ın Kuveyt’i İşgali ve Neticesi 159 Ürdün’deki Durumlar ve İhvan’ın Rolü 170 Hamas’a Resmi Bir Sözcünün Atanması 176 Halk ve Demokrat Cepheleriyle Diyaloglar 176 İslam ve Millet Sempozyumu 177 Hamas ve el-Fetih Arasındaki İkinci Görüşme 179 Tahran’da İntifada’yı Destek Sempozyumu 180 On Filistinli Direniş Grubunun Görüşmesi 182 Dokuzuncu Bölüm 187 1992 – 1993 Yılları 187 İslami Çalışmalar Birliği Hazırlık Heyeti 187 Gazze’de el-Fetih’le Çatışmalar 188 Mercu Zuhûr Olayı 190 Arafat’la Görüşme ve el-Fetih’le İlişkiler 191 El-Fetih’le Hartum Görüşmesi 1993 196 Ürdün Hamas Görüşmesi 197 Hamas’ın Dışarıyla İletişim Kurması 198 Oslo Antlaşması 202 On Farklı Gruptan Oluşan Filistin Koalisyonunun Ortaya Çıkması 203 Onuncu Bölüm 205 1994 – 1996 Yılları 205 Oslo Antlaşması’na Tepkiler 205 Harem-i İbrahim Katliamının İntikamı ve Yansımaları 210 Musa Ebu Merzûk ve İmâd İlmî’nin Ürdün’den Ayrılmaları 216 El-Fetih ve Hamas Arasındaki Görüşmeler 219 Yahyâ Ayyaş’ın Şehadeti ve Yansımaları 221 Türkiye Ziyareti 225 On Birinci Bölüm 229 1997 – 1998 Yılları 229 1997 Yılı Olayları 229 İstihbaratla İlişkiler 230 Halid Meşal’e Suikast Girişimi 233 1998 Yılında Ürdün’de Yaşanan Gelişmeler 238 Şeyh Ahmed Yasin’in Gezisi 246 On İkinci Bölüm 249 1999 Yılında Ürdün’de Bazı Hamas Liderlerinin Tutuklanmaları 249 Ürdün’de Hamas Liderlerinin Tutuklanması 249 Katar’a Sürgün 265 On Üçüncü Bölüm 271 2000 – 2001 Dönemleri 271 Suriye’yle İlişkilerin Gelişmesi 271 Cezayir Ziyareti 273 Ürdün’le İlişkiler 274 Tahran Ziyareti 275 Suudi Arabistan’dan Umre Daveti 276 Hamas İçinde Bazı Düzenlemeler 276 2000 Yılında Olan Bazı Olaylar 277 2001 Yılında Yaşanan Gelişmeler 279 Ürdün’e Dönüş 281 11 Eylül 2001 Olayı 293 On Dördüncü Bölüm 297 2002 – 2004 Yılları 297 2002 Yılında Olan Bazı Olaylar 297 2003 Yılında Olan Olaylar 300 2004 Olayları 303 On Beşinci Bölüm 307 2005 – 2007 Yılları 307 2005 Yılında Olan Olaylar 307 2006 Yılında Olan Olaylar 311 2007 Yılında Olan Olaylar 321

Sunuş Yetmiş yaşını geçmiş olmama rağmen bu kitabı tamamlamamı sağlayan Rabbime hamdolsun. Verdiği nimetlerden dolayı Rabbe ne kadar şükretsem azdır. Onun nimetiyle; iman nuru, Kur’an’ın bereketi ve insan fıtratına uygun olan hayatı en güzel şekilde yaşayan, dünya hayatını bir ağacın gölgesi altında dinlenmeye benzetip hayatına bu doğrultuda yön veren Rasûlullah (sav)’a tabi olmanın şerefine ulaştım. Rabbimden dileğim, hiçbir gölgenin olmadığı bir günde beni kendi gölgesiyle gölgelendirmesidir. Bu kitabı, İsra ve Miraç topraklarını savunmak adına mücadele eden, bu uğurda hayatlarını feda etmekten kaçınmayan şehitlere hediye ediyorum. Allah’tan dileğim beni onlara katmasıdır. Şüphesiz Allah çokça duyan ve kullarının duasını çokça kabul edendir. Aynı şekilde bu kitabı, kendisiyle beraber çalıştığım ve kendilerini Allah rızası için sevdiğim dava arkadaşlarıma hediye ediyorum. Onlar Filistin’i özgürlüğüne kavuşturmak, Rabbani bir hayat düzeni kurmak için var güçleriyle çalıştılar ve çalışmaya devam etmektedirler. Onların hedefi, yıllarca süren zulüm ve fesat düzeninden sonra bu diyarlarda toplumsal adaleti, hürriyeti ve insana saygıyı gerçekleştirmektir. Yine bu kitabı aileme hediye ediyorum. Tehlike, hapis, sürgün, gözaltıları vb. tüm sıkıntılarda değerli eşim her zaman yanımda durdu. Aynı şekilde değerli çocuklarım, tüm sıkıntılara benimle beraber katlandılar. Allah onlardan razı olsun, onları bu dünyada ve ahirette mükâfatlandırsın. Ayrıca bu biyografiyi yazma konusunda beni teşvik eden, hazırlanma aşamasında yardımlarını esirgemeyen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Bu kitap, dünyaya gözlerimi açtığım günden beri yaşadığım ve gördüğüm gerçekleri anlatmaktadır. Ben gözlerimi Kudüs’te Kırmızı Minare’nin yanında olan Sa’diye Mahallesi’nde açtım. Kırmızı Minare küçükken görebildiğim en yüksek şeydi. Arkadaşlarımla oynamayı çok sevdiğim çocukluğumun o güzel günlerini, ilkokulu, ortaokulu ve liseyi, Kudüs’ün bu güzel yerinde geçirdim. Daha sonra altı yıllık bir süre için Mısır’a giderek orada çok sevdiğim mühendislik mesleğini okudum. Otuz yılımı Ürdün’de bu mesleği icra ederek geçirdim. Bu süreç içinde Gavr Barajı, Halid b. Velid Barajı, Kral Tellâl Barajı gibi büyük projelerde çalıştım. Bunlar Ürdün’deki en büyük projelerdendi. Daha sonra özel alana geçerek ev, bina, mescit, fabrika, okul gibi inşaatların yapımında işimi severek, ihlâsla çalıştım. Mühendisler Odası Birliğine gelince; orada çok sevdiğim değerli arkadaşlarımla çalıştığım için gurur duyuyorum. Mühendisler Odası gerçekten çok güzel bir çalışmaydı; bu sayede hayır kapıları on binlerce mühendise açıldı. Orada insanlarla birlikte güzel şeyler yapmanın hazzını aldım. Böyle güzel bir çalışmanın, ifade özgürlüğünün, Ürdün’de ve tüm İslam dünyasında yayılmasını çok isterim. Ürdün’ün birçok yerinde özellikle orta ve güney tarafında çalıştım. Oranın dağlarını, vadilerini tanıdım, orada yürüdüm. Tertemiz olduğu dönemlerde Zerkâ ve Yermuk sularından içtim. Bununla birlikte o diyarlarda zulüm ve haksızlık gördüm. Bunun tek sebebi Ürdün’ü, anavatanım Filistin’i çokça sevmem, mübarek toprakları işgal eden zalim siyonistlerden nefret etmemdi. Umarım Allah, ölmeden önce bana o kutsal diyarda bir daha namaz kılmayı nasip eder. Ben o diyarları kırk yıl önce terk ettim ve bir daha da geri dönemedim. Ben gidemesem bile umarım bir gün çocuklarımdan veya torunlarımdan biri oraya gider ve bu son dileğimi yerine getirebilme olanağına sahip olurlar.

Birinci Bölüm Doğumdan 1948 Yılına Kadar Çocukluk Hatıraları Dünyaya Gelip Büyüdüğüm O Güzel Diyar Kudüs şehrinin tarihi altı bin yıl öncesine kadar uzanır. Onun yerlileri Araplardır. Ömer (ra) onu 7. yüzyılda fethedip özgürlüğüne kavuşturduktan sonra, Hıristiyanlarla anlaşma yaparak orada güven içinde kalmalarını sağladığı gibi, mukaddesatlarını da güvence altına aldı. Ömer (ra)’in, Hıristiyanların Doğuş Kilisesi’nde sadece onların ibadethanelerini güvence altına almak adına namaz kılmamaya özen göstermesi bilinen meşhur bir olaydır. Ömer (ra) bu kilisede namaz kılmak yerine bugün Ömer b. Hattab Mescidi olarak meşhur olan ve Doğuş Kilisesi’ne yüz metre mesafedeki bir yerde namaz kıldı. Hıristiyanlarla yapılan antlaşmanın maddelerinden biri de Yahudilerin hiçbir şekilde Kudüs’te kalmamasıydı ve bu karar bilfiil gerçekleştirildi. Demin işaret ettiğimiz gibi Kudüs şehri her şeyden önce çok eski bir şehirdir. Kudüs’ün birçok kapısı var. Bunların en önemlileri şunlardır; Bab-u Amûd, Bab-u Cedid, Bab-u Halîl, Bab-u Meğâribe (siyonistler şu an/2007 bu kapının altında kazılar yapmaktadır), Bab-u Esbât (1967’de İshak Rabbin ve Moşe Dayan bu kapıdan girmiş, buradan Burak Kapısı’na yönelmişlerdi), Bab-u Sahira Kudüs’ün kuzey tarafına düşmektedir. Tüm bu kapılar, Kanuni Sultan Süleyman’ın on altıncı yüzyılın ortalarında yaptırdığı duvarda bulunmaktadır. Bab-u Sahira’dan girip sağ taraftaki merdivenden tırmandığınızda Hintlilerin olduğu bölgeye gelirsiniz. Orası Kudüs’ü ziyaret etmek için gelen Hintlilerin barındığı bir yerdi. Oradan Sa’diye Mahallesine inersiniz. Sa’diye Mahallesi benim ve dedelerimin doğup büyüdüğü yerdir. Yolda ilerlerken yolun sağ tarafında Sa’diye spor sahası bulunmaktadır, orası daha önceleri çocukların oyun alanıydı. Oradan güneye yöneldiğinizde yolun sonunda Mescid-i Aksa’ya varırsınız. Yolda birkaç evi geçtikten sonra Semâl amcanın bakkalına varırsınız. Bakkalın yanında bir fırın ve fırının hemen karşısında bir çeşme bulunmaktadır. Küçükken o çeşmeden su alır eve taşırdık. Oradan güneye doğru devam ettiğinizde sağ tarafta bir merdivene varırsınız. Merdivenin hemen solunda Kırmızı Minare adında bir minare bulunmaktadır. Minarenin yanında ufak bir cami ve caminin sağında Hıristiyanlara ait bir manastır bulunmaktadır. Yolun üzerinde Kirşânî Bahçesi adında ufak bir bahçe var. O bahçede bilye oynamayı çok severdik. Yola devam ederken önünüze taş bir köprü çıkar, köprünün alt tarafında ufak bir alan gözünüze çarpar. Bu alanda birkaç tane ev bulunmaktadır. Sağdaki ilk ev Hacı Munîb’in evidir. Hacı Munîb, Kudüs’te çok iyi kahve yapmakla meşhur bir adamdır. Ondan sonraki ikinci ev dedelerimin yaşadığı yer olan Gûşe ailesinin evidir. Son dedemin ismi Şehâde Gûşe’dir. Evimizin karşısında Zabıt Necm’in evi bulunmaktadır. Sol tarafımızda ise Kurşeh ailesinin evi yer almaktadır. Bunlar çocukluk döneminden aklıma ilk anda gelen manzaralardır. Benim içinde dünyaya geldiğim evde, daha önceleri dedem, babam ve kardeşleri yaşıyorlardı. Ailenin en büyük çocuğu olan babamın Musa, İbrahim, Cevad, Arafat, Lem’e, Lebibe adında altı çocuğu oldu. Musa daha sonra avukat oldu, ben mühendis, Cevat doktor ve Arafat benim gibi mühendis oldu. Önceleri Meymuniye okulunda öğretmen olan daha sonra da Kuveyt’te çalışan büyük kız kardeşim vefat etti. Onun küçüğü olan Lebibe aynı şekilde öğretmendi, annem ise ev hanımıydı ve ismi Uryân’dı. Evimiz eski Kudüs evlerinin yapıldığı şekilde yapılmıştı. Eski Kudüs evleri kubbeler şeklindeydi ve genelde tüm aile fertleri aynı evde yaşıyorlardı. Evin bir avlusu bulunur ve tüm kapılar avluya açılırdı. Evde bir tuvalet bir de banyo bulunurdu. Evimizin avlusunda suyun birikmesi için bir kuyu vardı. Evin üzerine yağan tüm yağmurlar o kuyuda birikirdi. Genelde kuyuda biriken sular bize yeterdi. Kuyunun başında bir kova vardı. İhtiyacımız olan suyu o kovayla alırdık. Bu kuyu zor günlerde işimize çok yarardı; ancak normal zamanlarda daha önce değindiğim çeşmeye gider ve oradan büyük bidonlarla eve su getirirdik. 26 Kasım 1936 yılında ramazanın on birinci gününde bu evde dünyaya geldim. Annemin dediğine göre ben 1936 işgalinde yaşanan büyük ayaklanmadan bir ya da iki hafta sonra dünyaya gelmişim. Ayaklanma yaklaşık altı ay sürmüş. Söylendiğine göre bu ayaklanma tarihte yaşanan en büyük ayaklanmadır. Ayaklanma çok uzun sürdüğü için halk çok ciddi sıkıntılar yaşamış. Annem ve babamın anlattıklarına göre yiyecek bir şeyler bulmak bile çok zormuş. İnsanlar ortalıkta karpuz kabuğu arar ve onlarla açlıklarını bastırmaya çalışırlarmış. Bu ayaklanma, İngiliz işgalini protesto etmek, 1935’de Şeyh İzzuddin Kassâm’ın başlattığı ve bu uğurda şehit olduğu Filistin direnişini desteklemek içindi. Ayaklanma 1936’dan 1939’a kadar devam etti. Ayaklanmanın asıl hedefi İngilizler ve Yahudilerdi. Çünkü İngilizler, topraklarını satmaları için Filistinli köylüleri zorluyor, yerine göre onları idam ediyor ve Yahudilerin Filistin’e göç etmeleri için ortam hazırlıyorlardı. Bana mücahitlerin lideri Behcet Ebu Ğarbiye’nin bildirdiğine göre (bu ayaklanmada onun büyük payı vardı) İngilizler bu ayaklanmada üç bin civarında Filistinliyi idam etmişler. İngilizler o kadar aşırıya gitmişler ki, cebinde tesadüfen bir kurşun bulunan insanları bile idam ediyorlarmış. Şimdi biraz da Kırmızı Minare’ye değinmek istiyorum. Kırmızı Minare evimizin karşı tarafında ufak bir mescidin minaresiydi. Ona kırmızı minare denmesinin sebebi, belki de caminin minaresinin kırmızı taştan yapılmış olmasıydı. Filistin beyaz ve güzel kırmızı taşların diyarıdır. Tüm Ortadoğu’ya buradan taş ihraç edilir. Babamın bazı âlimlerden duyarak bize bildirdiğine göre, İsa (as) yeryüzüne ineceği zaman bu Kırmızı Minare’nin üzerine inecekmiş. Yine babamın dediğine göre İngilizler 1918’de Kudüs’e girdiklerinde halk onlara karşı var gücüyle direnmiş. Direniş esnasında bir mücahit minarenin üzerine çıkarak gelmekte olan İngilizlere ateş etmeye başlamış ve onlardan birçok kişiyi öldürmüş. Ancak İngilizler camiyi muhasara altına almışlar ve o mücahidi minarenin üzerinde şehit etmişler. Söylendiğine göre bu mücahidin kulakları sağır olduğu için duymuyormuş. Bunlar benim Kırmızı Minare’yle ilgili olarak hatırladığım birkaç olaydır. Belki de tarihçiler onunla ilgili çok daha fazla bilgi verebilirler. Eski Kudüs’ün yolları büyük oranda taşlarla döşeliydi. Arabaların geçebileceği yol yok gibiydi, sadece bir cadde arabaların geçişi için asfaltlanmıştı. Bu yol Bab-u Esbat’tan Vad Caddesine kadardı. Evimiz, Mescid-i Aksa’ya oldukça yakındı. Yürüyerek beş dakika içinde oraya varabiliyorduk. Yolda geçerken Bezlemît ve Ebu Ferha’nın fırınlarının yanından geçerdik. O dönem fırınlar çoktu, çünkü herkes hamurunu evde yoğurur daha sonra pişirilmesi için fırına gönderirdi. Küçükken hamur dolu kapları başımızın üzerine alıp fırına götürür, hamuru fırına bıraktıktan sonra oradan Vadu Mevt yolundan karşıya geçer ve sol tarafta bulunan okula giderdik… Bu okul daha sonra İngiliz polislerin karargâhı olarak kullanıldı. 1948 sonlarında ise bu karargâh mücahitlerin eline geçti. Farklı yerlerden gelen gönüllü mücahitler orada barınıyorlardı. Bu mücahitlerin başında Iraklı Fadıl adında bir mücahit vardı. O dönemler başta Suriye’den Mustafa Sibai, Mısır’dan Said Ramazan, Irak’tan Savâf olmak üzere birçok mücahit Iraklı Fadıl’la beraber cihat ettiler. Mescid-i Aksa’nın birçok kapısı bulunmaktadır. Onlardan biri, kuzeybatıdaki Bab-u Ğevanime’dir. Bu kapıdan girince önünüze Mescid-i Aksa’nın 144 dönüm olan, büyük sahası çıkar. Burada kılınan her namaz Mescid-i Aksa’nın içinde kılınan namazla eşdeğerdir. Biraz ilerlediğinizde vakıflar binası, Meclis-i İslami gibi binaları görürsünüz. Ve yine ileride üç tane kabir bulunmaktadır. Bunlar, Hintlilerin lideri Muhammed Ali, Abdulkadir el-Hüseynî ve Ürdün Kralı Hüseyin’in dedesi, Kral Abdullah’ın babası Şerif Hüseyin’in kabirleridir. Daha sonra Bab-u Silsile’ye, oradan da Meclis-i İslami binasına varırsınız. Burada Hacı Emin el-Hüseynî oturmaktaydı. 1953’te burada İslami toplantılar düzenlenirdi. Biraz daha ilerlediğinizde Bab-u Meğaribe karşınıza çıkar, bu kapının yanında bir müze bulunmaktadır. Bu kapı 1967’de Kudüs’ün işgali esnasında Yahudilerin anahtarını aldıkları tek kapıydı. Yahudiler tüm kinlerini bu kapıdan kusmaya, onu yıkmaya çalışmaktadırlar. Abdulmelik b. Mervan ve oğlu Velid b. Abdulmelik, Mescid-i Aksa’yla özellikle ilgilenmişlerdi. Mescid-i Aksa’nın mimarisi Şam’daki Emevi Camii’nin mimarisine benzemektedir. Mescid-i Aksa’nın sol tarafında uzunca bir cami bulunmaktadır. Bu camide namaz kılmayı çok seviyordum; gayet sade bir camiydi. Hz. Ömer, Kudüs’ü fethedip özgürlüğüne kavuşturunca burada namaz kılmış. Emeviler bu camiye hiç dokunmayıp olduğu gibi bırakmışlar. Bu cami güney tarafına düşmektedir. 1967’de Mescid-i Aksa’nın alt tarafında Mervânî Camii adında başka bir camii inşa edilmiştir. Şeyh Raid Salâh’ın başkanlığında tamiri yapılan bu camide İslami hareketin önemli bir rolü vardır. Kuzey tarafına yöneldiğinizde birçok merdiven tırmanmanız gerekir. Orada bazı dönemeçler bulunmaktadır, bu dönemeçlerde yolunuza devam edip ilerlediğinizde karşınızda Kubbetu’s-Sahra’yı bulursunuz. Daha önceleri Mescid-i Aksa’da erkekler, Kubbetu’s-Sahra’da ise kadınlar namaz kılıyorlardı. Kubbetü’s-Sahra’nın ortasında bir kaya bulunmaktadır. Kayanın etrafında namaz kılmak için boş yer bulunmaktadır. Rasûlullah (sav) bu kayanın üzerinden gökyüzüne yükseldi ve Mescid-i Aksa’da peygamberlerle beraber namaz kıldı. Kayanın altında ufak bir boşluk bulunmaktadır. Halktan bazı insanlar bu kayanın da Rasûlullah (sav)’la beraber yükseldiğini söylemektedirler; ancak bu hikâyenin aslı yoktur. Aynı şekilde bazı insanlar bu kayanın yanında namaz kılıyor ve ondan bereket umuyorlar, halbuki onun her tarafı değerlidir. Mescid-i Sahra başlıbaşına bir sanat eseridir. Sekizgen bir yapısı vardır. Bir duvarında Yasin Suresi yazılıdır. Emeviler, Abbasiler, Mamlûklar ve Haşimiler gibi birçok millet onun bakım, onarım ve korunmasına önem göstermişlerdir. Kubbetü’s-Sahra’nın etrafında birçok oda bulunmaktadır. Müslümanlar ve âlimler ramazan ayının son on gününde buraya gelir ve itikâfa girerlerdi. Mescidin diğer alanlarında ise birçok kürsü bulunmaktadır. Rivayet edildiğine göre bir zamanlar bu kürsülerin her birinin üzerinde bir âlim ders vermekteydi. Onlarca kürsü… Onlarca âlim… Kur’an, hadis, fıkıh vb. gibi birçok ilim Mescid-i Aksa’da okutuluyormuş. Mescid-i Aksa’nın geri kalan kısmı ağaçlar ve bitkilerle kaplıdır. Kudüs’ün eski halkı için Mescid-i Aksa tek teselli kaynağıydı. Halk Kudüs’ün her tarafından gelir, beş vakit namazlarını ve cuma namazını orada kılmaya özen gösterirdi. Bundan dolayı namaz vakitlerinde mescit çok kalabalık olurdu. Ancak şu an 48 yaşının üzerinde olan Kudüslüler dışında hiçbir Filistinlinin orada namaz kılmasına izin verilmiyor. Diğer bölgedeki insanlar Mescid-i Aksa’ya sadece kaçak yolarlarla girebilmekteler.

Okur Yorumları

Kitap hakkında ne düşünüyorsun?

Bu kitap için henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum bırakın

Yorumlar editör onayıyla yayımlanır. Kişisel verilerinizi paylaşmayın; yorumlarınız çerez politikası kapsamında değerlendirilir.