Kitap Künyesi
Kim yazdı, ne zaman çıktı, ne kadar sürdü.
- Dil
- tr
30 Saniyede Özet
Gelmiş Bulundum ne anlatıyor? Tek paragrafta.
5 dakikalık okuma · 1.020 kelime
Kitabın Temaları
Kitabın işlediği temalar.
“Şiirler yazdım, kitaplar okudum Eilime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları,…”
— Gelmiş Bulundum
Bölüm Bölüm Kitap Özeti
1 bölüm, sırayla özetlendi.
Gelmiş Bulundum — Bölüm 1
“Bir”in Derdi “İki
Kendini, anlatmak, hep anlatmak… bıkmadan, usanmadan, sonuna kadar anlatmak şeklinde vareden bir bitmez tükenmez dil akışı-aktarımını bilebildiyse şiirimiz, bunu öncelikle Nâzım Hikmet’e, ama pek çok yönden ve daha fazlasını Edip Cansever’e borçludur; iddiayı daha anlaşılır kılmak adına eklemek gerekir ki mesele nicelikle ilgili değildir ve mesela, külliyatının cesametiyle hem Nâzım Hikmet hem de Edip Cansever’in yazdıklarını geride bırakan Fazıl Hüsnü Dağlarca anlatmamış, söylemiştir.
Anlattığı, tek kelimelik bir maceradır Edip Cansever’in… ama işte, öyle bir “tek kelime”dir ki o macera, geçmişi ve şimdiyi, içine geleceği de katıp “ân”da kavrayan binbir kollu kapsayışıyla “varoluş”un akla geldik gelmedik tüm konaklarına uğrar; eğleşir de o konaklarda bir zaman, ama hangi konakta ne süre eğleşirse eğleşsin, bir sonraki konağın çağrısı kaçınılmazdır ve bir zaman da söz konusu o “yeni” konağın suyundan içmek üzere yola koyulmak zorunda kalır; sonra bir konak daha, sonra bir daha… yalnızlık çünkü, sonsuzdur; insan gibi; ki bunu, başı sonu yalnızlık demek olan ömür adlı o kutlu macerayı, Şairin Seyir Defteri adını verdiği kitabının girişindeki şu dört dizeyle, (dünya durdukça duracak, ancak has şairlerin harcı bir mükemmel dille) gene Edip Cansever’in kendi özetler: “Doğanın bana verdiği bu ödülden / Çıldırıp yitmemek için / İki insan gibi kaldım / Birbiriyle konuşan iki insan”.
Bu şah şiir. Edip Cansever’in (reddettiği İkindi Üstü ve ölümünden sonra yayımlanan Gül Dönüyor Avucumda adlı kitapları da dahil) onsekiz kitaplık külliyatının da özetidir gerçi… ama söz konusu dört dizeyi epeyce indirgemeci davranarak “doğa-ödül-insan” kavramlaştırmasıyla ele aldığımızda, sadece kişi ve şair olarak Edip Cansever macerasının bir mükemmel özetiyle değil, felsefe’nin bin yıllardır çözmeye uğraştığı bir “çözülmez bilmece”nin, Şiir’ce tam (ve ona mükemmel niteliğini kazandıran) alçakgönüllü çözümüyle de karşı karşıya kalırız; “çıldırıp yitmemek için” vurgusu ise meseleye (felsefe’ye) şair katkısıdır, ki yukarıda anıldığı üzere ancak has şairlere mahsustur. Buradaki “ödül”, başlıbaşına “yaşamak” olarak okunabileceği gibi, pekâlâ, bahşedilmiş (durmaksızın kaynayan, taşan, uçan, sonuç olarak hiç susmayan), kişiyi çıldırtacak ölçüde gözalıcı-güzel-zengin- sonsuz bir iç dünya olarak… ya da eldeki kalem (yazma yeteneği, bahtı) olarak okunabilir; bu ya da bunlarla (bu arada yalnızlıkla da) başedebilmenin yegâne yolu, kişinin bir kendi “daha” bulabilmesidir ancak… ki Şair, kendinden bir “kendi” daha çıkarıp karşısına koyarak, onunla konuşup ona anlatarak bulacaktır çözümü. Toparlamak adına son bir çabaya daha girişirsek söylenecek söz şudur: Yalnızlığın ilacı yoktur… ama işte söz konusu bu devasızlık nedeniyledir ki, kişiye “kendini bulmak” gibi eşi menendi yok bir armağan bahşeder; fazladan, bu armağanı başkalarıyla, mesela insan kardeşleriyle de paylaşabilmek gibi bir çoğalma-çoğullama-çoğullaşma konağına varır ki serencâm, varana-bulana ne mutlu!
Edip Cansever’in (daha sonra çocuksu ölçüde “naif” bulup da reddedeceği) İkindi Üstü’nden başlayarak varmak özlediği konak budur; öyle bir konak ki, çaresi yok yalnızlığa bir çare, bir eş bulsun, avunsun.
Dirlik Düzenlik’in “Masa Da Masaymış Ha…” başlıklı şiirinde “Adam ha babam koyuyordu” derken aradığı budur; Yerçekimli Karanfil’in “Yangın” şiirinde “Tıkır da tıkır işleyen apartmanlar vardır ya, sakın ha! / Ya da her sabah / Göğe bir yüz metre kollarınızla” ya da “Buz Gibi” şiirinde “Aşk iyidir bak / Duyumunu artırır insanın” derken; Umutsuzlar Parkı’nın “Amerikan Bilardosuyla Penguen V” şiirinde “Siz değil, o kadar ayrı gidiyor ki sizden / O ne mi, yaşadıklarınız belki” derken; Petrol’ün “Phoenix” şiirinde “Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum / Yeniden doğmak için çıkardığım yangından” derken; Nerde Antigone’nin “Medüza” şiirinde “Ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur / Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler” derken; Tragedyalar’ın “Tragedyalar III – Koro” şiirinde “Bir yankı: durmadan yalnızsınız / Durmadan yalnızsınız” derken; Çağrılmayan Yakup’un IV. şiirinde “Biz işte onunla birlikte savunacağız beni / Düşlerimi ve düşlerimden arta kalan ellerimi / Biz ikimiz” derken; Kirli Ağustos’un “Ha Yanıp Söndü Ha Yanıp Sönmedi Bir Ateş Böceği” şiirinde “O kadar yalnızım ki birden, gördüm de / Binlerce yıldızıyla bu sonsuz mağaranın içini / Ha yanıp söndü, dedim / Ha yanıp sönmedi bir ateş böceği.” derken; Şairin Seyir Defteri’nin “Kuşatma” başlıklı şiirinde “Doğasın sen, doğasın, yarat beni yeniden / Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık” derken… Sonrası Kalır; Ben Ruhi Bey Nasılım; Sevda ile Sevgi; Bezik Oynayan Kadınlar; İlkyaz Şikâyetçileri; Oteller Kenti… derken, aradığı budur: Bulunca biz kardeşleriyle de paylaşacağı bir “kendi” daha yaratmak… ya da daha doğru ifadesiyle “kendini keşfetmek”.
Gene has şairlerin harcı bir kehânetle, “Sonrası Kalır” diye, olabilecek “en son sözü” söylemek bahtı da Edip Cansever’in olmuştur; sonsuzluk diye bir şey varsa ve biz “burda”ysak, sonrası hep kalacaktır çünkü; sonrası, olsa olsa “bir sonra” gelenle, gelenlerle… “bir”ken “iki” olmayı özleyenlerle; mesela, Gelmiş Bulundum’dan yola çıkıp “sonrası”nı merak edecek sizlerle gelecek… Öyleyse, bir daha: Şair’e, okuruna, ne mutlu!
Bedirhan Toprak 22 Ekim 2002 / Üsküdar
MASA DA MASAYMIŞ HA…
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kâseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu
DİPSİZ TESTİ
Beni dinlersen Üsküdar’a gitme İbrahim’i görme şiir yazma Şu herkesin bildiği düzlük Bu deli alacası çayır Ardıç kuşu türkülü sokak Senin için değil
Sen yoksun Çevrende kimseler yok Zengin de olsan Yoksulluğun gitmez
DİRLİK DÜZENLİK
Bir hoş oldum ele güne karşı Herkeslerden utandım Bir yanım insanlı kahve Dünyalar dolusuydu bir yanım
Ah beyler söylemesi güç İşim bitince kahvelik olurum Bana cezveler tutulunca Bir yanlara çevrilidir başım
İşte bu yüzden arayı bozdum Dünyalar gözükmedi gözüme Nelere dadandım o yüzden Mehtaba alıştım pisi pisine
Yollar benimmiş gibilerden Durmaklı yürümekli bir gece Kahvenin etrafında şiirler uçuşur Herkes bir şeyler bırakır çarşıların içinde
Alıştım bir kere işim iş Köşe bucak alaca duman En azdan bir gökyüzü Çarşıyı görmeden edemem
Kahveci kahveye uzanır şurda Akşamı bitiren yanıma gelir Bir de utanmak olmasa Dünyayı seviyorum demektir
Okur Yorumları
Kitap hakkında ne düşünüyorsun?
Bu kitap için henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.