Kitap Künyesi
Kim yazdı, ne zaman çıktı, ne kadar sürdü.
- Dil
- tr
30 Saniyede Özet
Erkeği Yönetme Sanatı ne anlatıyor? Tek paragrafta.
8 dakikalık okuma · 1.568 kelime
Kitabın Temaları
Kitabın işlediği temalar.
“Erkek üzerinde etkili olmak ve onu yönetmek için sadece dişilik yetmez. Bunun için kadınca bir sanat gerekir. Başarılı olmak istiyorsanız bu sanatı iyi öğrenmelisiniz! Çoğu erkek kadın…”
— Erkeği Yönetme Sanatı
Bölüm Bölüm Kitap Özeti
1 bölüm, sırayla özetlendi.
Erkeği Yönetme Sanatı — Bölüm 1
İÇİNDEKİLER
I MUTLULUĞUN EVLİLİKLE İLİNTİSİ NE? “Evlilik” Mutlu Olmak İçin Yeterli mi? “Kadınlığına Hapsedilen” KADINLAR..!
II TEMEL İHTİYAÇLAR Açısından EVLİLİK ve MUTLULUK
A) Fizyolojik İhtiyaçlar İçinde Evlilik B) Emniyet İhtiyacı İçinde Evlilik C) Değer ve Saygı İhtiyacı D) “Bilme ve Anlama” İhtiyacı Açısından Evlilik
III KADINLAR NEDEN EVLENİR?
A. “MUTLU OLMAK İÇİN” EVLENEN KADINLAR B. “EKSİKLİKLERİNİ KARŞILAMAK İÇİN” EVLENEN KADINLAR C. AİLESİNE PROBLEM OLDUĞU İÇİN EVLENDİRİLENLER..
IV KADININ KENDİNİ MUTSUZ ETMESİ Kadın Kendini Nasıl Mutsuz Eder?
V KADININ TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ MUTLULUĞA ENGEL TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN OLUMSUZ SONUÇLARI
VI MUTLU OLMAYA MÜSAİT KADIN EVLİLİKTE MUTLULUK İÇİN (Bazı Şeyleri) BİLMEK
VII
MUTLULUK İÇİN (Bazı Şeylerden) UZAK OLMAK
VIII MUTLULUK İÇİN (Bazı Şeyleri) UNUTMAK
IX MUTLU OLMA ÇABASI
X MUTLU OLMAK İÇİN MEVCUDU “KABULLENMEK”
XI ERKEKLER, HANGİ KADINI DAHA ÇOK SEVER? Erkekte Kadına Karşı Sevgiyi ve Bağlılığı Artıracak Davranışlar
XII ERKEĞİN, KADINDA GÖRMEK İSTEMEDİĞİ DOKUZ “OLUMSUZ” TAVIR
XIII “MUTSUZ KADIN” GÖRÜNTÜSÜ ve ERKEKTEKİ SONUÇLARI
XIV ERKEĞİN MUTSUZ KADINDAN UZAKLAŞMA AŞAMALARI
XV ERKEĞİN ANLAŞILMASI ZOR DAVRANIŞLARI
XVI ERKEĞİ YÖNETMEK İÇİN KAÇINILMASI GEREKEN DAVRANIŞLAR Erkeği Yönetmenin Püf Noktalan ERKEĞİ YÖNETMEK Erkeği Yönetmede İLK KURAL.!
1
“Düşüncelerimizle algılar, duygularımızla yaşar, inançlarımızla mutlu oluruz.”
MUTLULUĞUN EVLİLİKLE İLİNTİSİ NE?
İhtiyaçların karşılanması ve yeteneklerin uygulama imkanına kavuşması ile oluşan tatmin duygusuna “mutluluk” diyorsak, yetenekler ihmal edildiği ve ihtiyaçların yeterince giderilemediği ortamlar da, doğal olarak mutsuzluğu getirecektir.
Mutluluk duygusunun sürekli tadılması için temel ihtiyaçların karşılanması gerektiği kadar, kişiyi kendisi yapan yeteneklerinin de keşfedilip geliştirilmesi ve yaşamın bir parçası haline gelmesi gerekir.
Aslında bu durum sadece insan için değil, tüm canlılar için geçerli.
Mutsuzluk varsa; Yapılması gerekenler yapılamıyor, Olması gerekenler olamıyor, Hayat anlamlı yaşanamıyor demektir.
Yapısına uygun ortamı bulmuş bir canlı, yaratılış özelliklerine uygun şekilde yaşar.
Bir sümüklü böcek ise söz konusu olan, nemli yeşillik bir ortamda, yapraklar arasında olacaktır. Onun mutluluğu için budur gerekli olan.
İnsanlar mutsuz ise; sümüklü böceğin yaptığı gibi, yeteneklerini ifade imkanından mahrum oldukları içindir.
İhtiyaçtan gidermek ve yetenekleri ile kendini gerçekleştirmek! İşte, mutluluğun iki temel şartı.! Aksi halde o güzel duyguyu tatmak hayal olur.
Bu bağlamda, evlilik de, bazı ihtiyaçları karşılamak ve belli yetenekleri gerçekleştirmek için gerekli. Ama ideal şartlarda oba bile tek başına “evlilik” mutluluk için yeterli olabilir.
“Evlilik” Mutlu Olmak İçin Yeterli mi?
Evlilikte, “kadınlık” ve “erkeklikle ilgili yetenekler tam olarak karşılık bulsa da, tarafların gerçekten mutlu olacağı düşünülebilir mi?
“Mutluluk”, bedensel ve ruhsal yeteneklerin karşılık bulması ise, yeterince iyi de olsa, evliliğin bunu tek başına karşılaması mümkün olamaz.
Çünkü kadının da, erkeğin de ruhsal ve bedensel yeteneklerin tamamı karşı cinsle ilgili değil. İki tarafın da “cinsiyet” dışında yetenekleri var. Bu sebeple, karşı cinse yönelik ihtiyaçların karşılanması, her bakımdan tatmin olmayı sağlamaz.
Özellikle kadınların, ‘Evliliğimde bir problem yok, her istediğim yerine getiriliyor, ama gene de mutsuzum!’ dediklerine şıkça şahit olmamızın bir sebebi de budur.
Cinsiyetle İlgili olanların dışındaki yetenekler ihmal edilmiş ise tatminsizlik, yani bir ölçüde mutsuzluk kaçınılmaz olacaktır.
“Kadınlığına Hapsedilen”KADINLAR..!
Yeteneklerimiz, doğuştan gelen ve içimizde yaşayan çocuklardır. Doğal ihtiyaçlarımızın karşılanması yanında, bu çocukların da dikkate alınması, hesaba katılması, beslenmesi, geliştirilmesi yani tatmin ediliyor olması gerekir.
Beslenip büyütülmezler, aç susuz ve ilgisiz bırakılırlarsa ağlarlar. Biz de içimizdeki bu feryatları “mutsuzluk” olarak algılarız.
Evlilik, yeteneklerin tümünün değil, sadece bir miktarının uygulama alanı bulması ve bir kısım ihtiyaçların karşılanmasıdır!.
Erkekler eğitimleri, iş alanları, hobileri, sosyal etkinlikleri ile kendinde bulunan farklı yeteneklerini uygulama alanına koyar ve rahatlarlar. Bu sebeple de, hayatlarından, eşleri kadar şikayetçi olmazlar.
Kadınlar ise, kendilerine biçilen rolleri itibariyle, daha çok cinsiyetleri ile sınırlı bir hayat yaşadıkları için, içlerinde hep bir boşluk hissetmeye meyillidirler. Bu boşluk hissi anlamsızlığa, anlamsızlık da sürüp giden şikayetlere neden olur. Bu tabloya bir de “hayatın amacı”ndan habersiz olma durumu eklenmişse, işte o zaman durum daha da vahim bir hal alır.
Hayatla ilgili yakınmalar duymamızın önde gelen sebeplerinden biri olan bu durum, kadınlarda ruhsal tatminsizliğin ve psikolojik rahatsızlıkların da zeminini oluşturur.
Konu, herkeste aynı derecede hissedilmiyor olabilir. Özellikle yetenekleri kısıtlı olanlarda! Onlar bir anlamda şanslı bile sayılabilirler. Çünkü, yetenekleri sınırlı olanlar problemin pek farkında olamazlar.
Herhangi bir yönde yeteneği olmayanın, tatminsizlik duygusu da olmayacaktır. Yani bir başka deyişle; “Aptallar depresyona girmez!” diyebiliriz.
Çünkü, bir şeylerin ters gittiği ya da eksik olduğunu kavramak için bir miktar zeka ve yetenek gerekir!
Yetenekli olanlar ise, içlerindeki bu yeteneklerin uyandırdığı istek ve arzularla rahat olamayacaklardır. Ta ki o yönde bir meşguliyet bulana dek! Ve, elbette inanç ve değer yargılarına ters düşmeden.!
Pek çok toplumda olduğu gibi, bizde de kadınların bu hayatta üslendikleri roller daha ziyade cinsiyetleri ile ilgili. Meşguliyetleri de, büyük ölçüde dişilikleri ve kadınlıkları ile sınırlandırılmış durumda. Bu ise, çoğu zaman yaratılıştan verilenlerin tümünü ifade etmemektedir.
Kişinin doğuştan getirdiği yeteneklerin uygulama alanına konulması engellenmişse, bu bir anlamda kadınlığına hapsedilmek”tir. ki, bu hapishanenin duvarlarının ardında mutluluğu elde etmek zordur.
“MUTLULUK” Sadece Evliliğe Endekslenirse…!
Hayatın amacı iyi anlaşılmamış ise ve kişi yaşadığı hayatı kendisi için yeterince anlamlı bulmuyorsa, maddi şartlar elverişli olsa bile mutlu olmak için yetmez.
Hayatı anlamlı bulmak ve bu anlam yönünde başarılı olduğunu görmek gerekir.
Erkek için “hayatta başarılı” olmak, öncelikle “iş”te, mesleğinde ve sosyal hayatta başarılı olmaktır. O, işinde başarılı ise, evdeki sıkıntılarını fazla da dert etmeyebilir.
Halbuki kadın için durum farklıdır. Onun, “hayat başarısı ailesinden, evliliğinden, kocasından yana sevgi ve ilgi görmesi ile özdeşleşmiştir. O, kendisini ancak böylece başarılı addeder.
“Eş”te, yani evlilikteki başarısızlık, kadın için, hemen hemen bütünüyle hayatta başarısızlık olarak algılanır. Bu ise temelde bir sakatlığın olduğunu gösterir. Bu sakatlık, gelenek ve göreneklerle oluşmuş kültürel şartlanmalardadır.
Toplumsal şartlanmalar, kadını erkeğe mahkum ettiyse, kadını hayatta potansiyel bir mutsuzluk bekler.
İnsanoğlu, başkaları tarafından yönlendirilebildiği gibi, kendi kendisini de programlayabilecek yeteneğe sahip bir varlıktır. Dolayısı ile, kadın isterse kendini bu şartlanmaları oluşturduğu dar bakış açısının dışına çıkarabilir. Bunun de için de, öncelikle şunları iyi bilmelidir;
/. Evlilik tek başına yetmez!
Mutluluğun önemli bir basamağı olan, kişinin yetenekleri ile “kendini gerçekleştirmesi” açısından bakılınca da, sadece evlilik tek başına yeterli olamaz. Başka yeteneklerinin de keşfedilmesi ve geliştirilmesi gerekir.
Cinsellik, üreme ve bir de, “sevme sevilme ihtiyacı”nın, karşı cinsle ilgili olan kısmı evlilikte karşılanır böylece kişi huzur bulabilir. Evlilikle bazı ihtiyaçların en iyi şartlarda karşılandığını düşünsek bile, unutmamak gerekir ki, kadın da, erkek de olsa, insan sadece cinsiyetten ibaret değildir. Başka yetenekle rin varlığı da söz konusudur.
Dikkatleri biraz da diğer yeteneklerden yana çevirmeli. Evlenmeden önce hayata öylece hazırlanmalı. Aksi halde “evlilik”, çoğu zaman “mutsuzluk” anlamına gelecek ve her zaman bir tatminsizlik hissedilecektir.
II. “Evlilik” Hayatla olabilecek tüm problemleri çözemez!
“Evlilik” bir yaşam tarzıdır. “Aile tarzında”ki bu yaşam tarzını yeterince beceremiyorsak, biraz da yaşam felsefemizle ilgili eksiklikleri sorgulamak gerekir.
Hayata bakışımızdaki yanlışlıklar, “insan”a bakışımızı, “karşı cins”e bakışımızı da derinden etkiler.
Bir şeye abartılı bakışlar, kişiyi yüksek beklentiler içine Sokar. “Hayat”, bize göre “evlilik” ile eşdeğer hale gelmiş ise, ister istemez, problemler karşısında evliliğe yükleniriz.
Beklentileri ve hayatla ilgili problemlerin çözümünü tümüyle evliliğe yüklersek, evlilik çatırdar.
“Evlilik” sorumlu tutulunca da “eş” suçlanır. Bu, bir açmazdır ve sağlıklı yaklaşımların önünü keser.
III.Gerçek mutluluk için, evliliğin de üzerinde bir “anlam” gerekli
Erkekten yana beklentilerinizin tümü gerçekleşse de, eğer hayatınız belli bir amaçtan yoksunsa, yaşamınızda bir anlam göremiyorsanız, asıl büyük problem budur.
Hayatın size yüklediği misyonun bilinci içinde değilseniz, tatmin olmamış yetenekler gibi, içinizdeki boşluğu her zaman hissedeceksiniz. Zengin ya da varlıklı olmanız da anlamsızlık probleminin üstesinden gelemez.
Aynen şu satırlarda anlatıldığı gibi;
“Bolluk içinde yüzen toplumlarda ve zengin eyaletlerde., uzun süredir, artık uyanmaya başladığımız bir rüya görüyorduk: Bu, insanların sosyoekonomik durumunu iyileştirmemiz halinde her şeyin yoluna gireceği, insanların mutlu olacağı rüyasıydı. Karşımıza çıkan gerçek ise şudur: Yaşama savaşı şiddetini kaybedince, “Ne için yaşam?” sorusu gündeme gelmiştir. Bugün daha çok insan yaşamak için gerekli araçlara sahip, ama yaşamak için bir anlamları (meaning) yok.
Hastalar artık Freud ve Adler çağındaki gibi aşağılık duygularından veya cinsel engellemelerden şikayet etmiyor. Bugün psikiyatriste gitmelerinin nedeni “boşunalık” duygularıdır.
Albert Camus bir keresinde şöyle demişti; “Gerçekten ciddi olan tek bir sorun vardır; “Yaşam; yaşamaya değer mi, değmez mi?”
Bugünün toplumunu ele alalım: Özünde her türlü ihtiyacı karşılanır, ama birisi hariç; uanlam ihtiyacı!”
Hatta ihtiyaçlardan bazılarının günümüz toplumu tarafından yaratıldığını söyleyebiliriz, ama “anlam ihtiyacı” doyumsuz kalır. Hem de onca zenginliğimizin ortasında ve bu zenginliğe rağmen.
“Teknoloji bizi yaşama (yaşamımızı sürdürme) becerilerinden yoksun bırakmıştır.” Bu nedenle kişinin kendi başına çaba harcamaksızın yaşamasını garanti eden bir refah sistemi geliştirdik. ( Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Öteki yayınları, İst, 2000 s. 14-20 )
Tüm ihtiyaçlar en üst düzeyde karşılasa da hayatınızda bir “anlam” yoksa, bunun meydana getireceği boşluk size her zaman nedenini bilemediğiniz bir mutsuzluk duygusu hissettirir.
Sonuç olarak, bütün bunlar göz ardı edilmeden, biz bu çalışmada, kadınlar için mutluluğun erkekten yana olan kısmı üzerinde duracağız. Ama unutulmamalıdır ki, mutluluk için sadece evlilik yetmez. İdeal şartlarda ya da ideale yakın bir evlilik, sadece mutluluğun tamamlayıcısı olabilir! Başka değil!
Yaşamanın yüce bir anlamı yoksa, evliliğin ne anlamı olabilir ki?!
Okur Yorumları
Kitap hakkında ne düşünüyorsun?
Bu kitap için henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.