8:35 am - Cumartesi Ağustos 2, 2014

Güllerin Fısıltısı Kitap Özeti

BİR NEFRETTEN BÜYÜK BİR AŞK DOĞDU
TERESA MEDEIROS’UN BÜYÜLEYİCİ KALEMİNDEN UNUTAMAYACAĞINIZ BİR AŞK ROMANI

Zenginlik ve aşırı sevgi içinde dünyaya gelmiş, Cameron Klanı’nın prensesi Sabrina, güzelliği ve neşeli ruhuyla etkileyemediği tek bir canlıya rastlamamıştır; ta ki babasının ezeli düşmanının oğlu Morgan McDonnell’la karşılaşana kadar.

Büyüdüklerinde, aileleri arasındaki düşmanlığı sona erdirmek için bir araya getirilirler. Morgan bu hassas gülü bakımsız kalesine götürür; teslimiyetinin, zaferlerin en tatlısı olabileceğini hiç düşünmemiştir.

“Bu kitap sizi hem güldürecek hem de ağlatacak.”
USA Today

“Bu sürükleyici romanı kaçırmayın.”
Affaire de Coeur

“Teresa Medeiros’un mükemmel hikâye anlatıcılığına harika bir örnek daha. Karakterleri, hayal gücünüzü ve yüreğinizi yakalamak için sayfalardan dışarı fırlıyor. Aşkın büyüleyici gücü ve kapsamlı bir arka plan, muhteşem ve unutulmaz bir hikâye yaratmak için bir araya geliyor.”
Romantic Times

“Medeiros, keskin kalemiyle büyülüyor.”
Rendezvous

Önsöz

İSKOÇYA, THE HIGHLANDS, 1718

Sabrına Cameron, annesinin dolgun çay gülünü hokka burnunun altına sürttü. Minik polenler burun deliklerini gıdıklıyordu. Hapşırdı, ardından tombul elini ağzına kapatıp çalıya biraz daha gömüldü.

MacDonnelI’lar geliyordu ve düşüncesizce bir hareket, gün geceye varmadan Sabrina’nın, Cameron yahnisinde kemikleri eriyene kadar kaynamasına yol açabilirdi.

Sabrina dehşetli bir hazla titredi. Kısa hayatının büyük bir bölümünde, MacDonnell’lar onun kâbusu olmuştu. Ağabeylerinin mum ışığında fısıltıyla anlattıklarına göre, MacDonnell’lar yan insan, yan hayvan, korkunç devlerdi. Hayvan derisinden başka bir şey giymeyen, iki ayaklı, çok tüylü mahluklardı. Cameron Vadisi’nin çocukları onlardan korkardı; yetişkin adamlar bile karanlık çöktükten sonra köyden fazla uzaklaşmamaya dikkat ederdi.

Söylenene göre, aysız gecelerde, av köpekleri malikâne duvarlarının çevresinde inleyip ulurken, bir MacDonnell karanlık ormanda dolaşır, inine götürecek yaramaz bir erkek veya kız çocuğu ararmış.

Sabrina parlak yaprakları aralayarak baktı. Annesi bahçe yolunun kenarına diz çökmüş, gümüş bir kürekle gül ağacının etrafındaki toprağı eşeliyordu. Yağmurun habercisi alçak bulutlar, güneşi, onun tepede toplanmış saçlarına göz aha kızıllıklar halinde saçıyordu. Yassı suratlı yavru köpekler, kullanmadığı pelerininin üzerinde sarmaş dolaş yatıyordu.

Uyarı niteliğindeki bir homurtuyla bir kıkırdamadan sonra demir kapı hızla açıldı ve Sabrina’nın ağabeyleri koşarak bahçeye girdiler. Brian, Alexander’ın omzuna binmiş, ona bir üvez ağacı dalıyla vurarak emirler yağdırıyordu. Alex’in kişnemeleri acı acı bağırmaya dönüştü. Kamburunu çıkararak kardeşini kaygan çimlerin üzerine devirdi. İkisi birden yuvarlandılar, boğuşarak annelerinin eteğinin

Elizabeth Cameron, on yıllık tecrübenin verdiği el maharetiyle karmakarışık açık kızıl bukleleri birbirinden ayırdı. Gömleklerinden yakalanan oğlanlar şaşkın bir teslimiyet içindeydiler.

Anneleri onları hafifçe sarstı ve koyu İngiliz aksanıyla azarladı. “Şu taş kafalarınızı birbirine çarpsam yeridir. Yaramazlıklarınızı kız kardeşiniz de öğrensin mi istiyorsunuz?”

Oğlanların en güzel ekose pantolonlarının çimen lekesi olmuş dizlerini silkeledi. Brian da buna karşılık eline tükürecek annesinin yanağındaki toprağı temizledi.

Alex topuklarını birbirine vurarak, çok önemli bir şey söylediği düşüncesiyle iyice koyulaşan İskoç aksanıyla haberi verdi. “Babam haber gönderdi. MacDonnell geliyormuş.”

Brian kımıldayan çalıya muzip bir bakış attı. “Hem de kamı çok açmış. En sevdiği yemek de siyah saçlı kızlarmış.”

Sabrina saklandığı yerden emekleyerek çıktı. “Onu gördünüz mü? Gerçekten baştan ayağa kıllarla mı kaplı?”

“Evet ve uçlarından kan damlayan sipsivri pençeleri var,” Alex ellerini kıvırarak pençe yaptı ve kız kardeşine dişlerini gösterdi.

“Alex!  dedi annesi sertçe. “Kardeşinin kafasını saçma şeylerle doldurma.”

“Annenin sözünü dinle, oğlum.” Bu kıvrak minin herkesin kafasının aynı yöne çevrilmesine neden oldu. “Prensesimin küçük kulakları saçmalıkla dolmuş.”

“Baba!” Sabrina bahçe kapısındaki adama doğru koştu.

Kızını kollarına aldığında Cameron’ın varlığı, duvarla çevrili bahçeyi doldurmuş görünüyordu. Kızı onun sanki kendi elleriyle şekil verdiği minik bir kopyasıydı. Buğulu kirpiklerinin altındaki lacivert gözleri ışıl ısıldı. O sakalını şapır şupur öperken Cameron orun simsiyah lülelerinin üzerinden karısına göz kırptı.

Sabrina babasının yeleğinin üzerine dökülen göğüs kıllarını çekivcrdi. “MacDonnell’ların ayak tabanlarında büyük kıl öbekleri varmış ve kaşıklan insan kemiğindenmiş, öyle mi, babacığım?”

Alex ile Brian gülmelerini tutarak birbirlerini dürttüler.

“Geldiğinde misafirimize kendin sorsana.” Cameron, oğullarına ters ters baktı “O gelene kadarda aptal çocukların dedikodu ları.

Babası yere indirirken Sabrina ona baktı, MacDonnell’larla ilgili en büyük umudunu söylemek üzereydi. Ama babası annesine doğru gitmekteydi.

Cameron karısının yukarı dönük dudaklarına bir öpücük kondurdu. “O delikanlının gelmesine razı olduğun için sana minnettarım, Beth. Eğer MacDonnell yaz boyunca oğluna bakmam için bana güvenebiliyorsa. belki başka konularda güvenmeyi de öğrenebilir.”

Alex sopayla bir kurtçuğu dürttü. “Babam çocuğa karşı nazik davranmamızı söyledi. Yani onu güzelce ağırlamalı ve babasının alçak herifin teki olduğundan, adamı uykusunda deşip iç organla

Cameron karısının şok içindeki bakışı üzerine eliyle Alex’in ağzını kapattı. “Ben öyle bir şey söylemedim. Başkalarından duymuş herhalde.”

Brian, Alex’in tutsaklığından yararlanarak kardeşinin kalçasını çimdikledi. Alex yumrukların] savurarak onun hakkından geldi. Sabrina aralarından çıkıp uyuyan yavru köpeklerin üzerine düşerek onların ince havlama sesleriyle uyanmalarına sebep oldu.

Çimenin üzerinde yattığı yerden oğlanı ilk gören Sabrina oldu. Oğlan hiç kımıldamadan duruyordu. Kim bilir ne zamandır orada durup bizi izliyor, diye düşündü Sabrina. Kasılmış çenesine bakılırsa epeydir oradaydı,

Sabrina’nın merakı korkusuna üstün geldi. Ayağa kalktı. MacDonnell çok kıllı değildi, kıllarının çoğu omuz hizasında, sarıya çalan kızıl renkte karmakarışık saçlarıydı. Kürkü körpe ve kanlı değil, bilakis eski ve yer yer yıpranmıştı. Ter ve kir, yüzünde yol yol iz bırakmıştı ve pantolonunun altından çıplak ayaklan görünüyordu. Omzunda eski püskü bir çıkın vardı. Bu MacDonnell, Sabrina’ya pek o kadar korkunç görünmemişti.

Ama sürünerek oğlana doğru ilerlerken yanıldığını anladı. Duruşu yabani bir enerjiyle yüklüydü, Sabrina’ya sıkıştırılınca daha tehlikeli olan yabani bir hayvanı hatırlatıyordu. Ondan gelen taze kokuyla bumu seğirdi. Çocuk gecelerce çam ağaçlarının altında uyumuş gibi yeni eşilmiş toprak ve gün ışığı kokuyordu. Teni yanık, gözleri bir yaz gününde orman açıklığının rengine benzer koyu yeşildi. Bu gözlerdeki zekâ pırıltısını görmek zor değildi.

Sabrina hoplaya zıplaya çocuğa yaklaşıp beceriksizce selam verdi. “Merhaba, çocuk. Evimize hoş geldin.”

Alex ile Brian arasındaki vuruşmalar yumuşak bir pat sesiyle sona erdi. Yavru köpeklerin viyaklamaları inlemeye dönüştü. Genç MacDonnell gözlerini bir hükümdarı kıskandıracak kadar mağrur bir edayla kırparak, Sabrina’ya topraktan ayağına bulaşmış bir sümüklüböcek muamelesi yaptı. Sabrina’nın yanakları kızardı.

Yanaklarındaki yanma, babasının, omuzlarına koyduğu elleriyle söndü. “Kızım misafirimizi en az bizim yapabileceğimiz kadar iyi karşıladı. Evimize hoş geldin, oğlum.”

“Ben senin oğlun değilim,” diye bağırdı oğlan. “Benim adım Morgan Thayer MacDonnell. Angus MacDonnell’ın oğlu ve Mao Donnell Klanı’nın veliahtıyım.”

Sabrina onun bir cümleye bu kadar çok “MacDonnel1″ı sığdırabilmesine şaşırmıştı, Oğlan o kadar dik duruyordu ki Sabrina’nın omurgası ağrıdı. Sabrina ona tereddütlü bir tebessüm gönderdi. Oğlan gözlerini kaçırdı. Brian ile Alex ise ona hesapçı şekilde ama yine de kibarca bakarak göz kırptılar.

“Umarız yaz sonuna kadar Cameron evini kendi evin olarak görme şerefini bize bahşedersin,” dedi Sabrina’nın babası.

“Yaz sonunu iple çekiyorum,” diye mırıldandı oğlan, kopkoyu aksanıyla.

Cameron tam ağzını açarken karısı elini sallayıp onu susturdu. Bir tek o, Morgan’ın, titremesini önlemek için çenesini sıktığını fark etmişti.

Elizabeth çocuğun yanma gidip elini nazikçe onun yanağına koydu. “Annenle babam özleyeceksindir, değil mi, delikanlı?”

Oğlan onun elini itti. “Benim hiç annem olmadı, olmasını da islemiyorum. Özellikle de senin gibi bir Sıssenach’ı.’” Sabrina bu kelimenin anlamını bilmiyordu ama annesinin rengi atmıştı.

Oğlan, Cameron’m gölgesi üzerine düştüğünde hiç ürkmedi. Gözlerinde soğuk yeşil alevlerle dimdik duruyordu. Cameron’ın gözlerine bakmak için boynunu arkaya eğmesi gerekse de bunu basardı. Brian ile Alex kıs kıs gülüyordu. Sabrina ise, bu küstahlığın…

Bir önceki yazımız olan Bikini Kitap Özeti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Gelen aramalar:

Filed in: Roman özetleri

No comments yet.

Leave a Reply


− 3 = iki